Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama… Macellan'ın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü…

2022-09-13 17:36:41

Bundan 500 yıl önce, 6 Eylül 1522 Çarşamba günü, 85 ton ağırlığındaki bir ticaret gemisi, Endülüs’ün batı kıyısında yer alan küçük bir liman olan Sanlucar de Barrameda’ya yanaştı. Bask Ülkesi’nde bulunan Ondarroa şehrinin tersanelerinden çıkmış, sağlam, gözü pek bir gemiydi bu. Ancak limana yanaştığı sırada en iyi durumunda olduğu da söylenemezdi.

Gemide birçoğu ölmek üzere olan 18 denizci vardı. Çok yorgun ve yıpranmış bir haldeydiler. Günlerdir doğru düzgün bir şey yememişler, hastalıklar yüzünden zayıf düşmüşlerdi. Üç yıl boyunca ölümüne şahit oldukları dostlarının ve yoldaşlarının hayaletleri gözlerinin önünden gitmiyordu.

Bir yandan da çok önemli bir iş başarmıştı bu denizciler. O güne kadar imkânsız kabul edilen, emsali olmayan bir şey yapmışlardı. 20 Eylül 1519 tarihinde beş gemilik bir filo halinde aynı limandan yola çıkmış ve hep aynı yöne giderek gezegenimizin etrafını dönüp başladıkları noktaya ulaşmışlardı.

Geminin adı Victoria’ydı; gemideki 18 adam ise Ferdinand Macellan’la birlikte yola çıkan 270 denizci arasındaki şanslı azınlık…

Portekizce adı Fernao de Magalhaes olan Macellan’ın seferi insanlık tarihinin o güne kadar şahit olduğu en büyük keşif yolculuğuydu (ki bazılarına göre halen de öyle). Ancak yaşanabilecek her türlü talihsizlik yolculuk sırasında üst üste gelmişti. Çeşitli şiddet olayları, peş peşe gelen trajediler, ihanetler, denizlerin ve rüzgârların öfkesi derken, nihayet Victoria son limana girdiğinde, sefere adını veren Macellan bile çoktan hayatını kaybetmişti.

Eğer tarih kitapları adil bir dille yazılmış olsaydı, bu yolculuğun son gemiyi sağ salim başlangıç noktasına ulaştırmayı başarmış kaptana ithafen “Elcano Seferi” diye anılması gerekirdi. Nitekim Valladolid’de İspanya Kralı 5’inci Karl’ın (Şarlken diye de bilinir) karşısına çıkıp başlarından geçenleri anlatan da yine Juan Sebastian Elcano’ydu.

Macellan’ın gemileri

PORTEKİZLİ MACELLAN İSPANYA ADINA SEFERE ÇIKMIŞTI

Bu yolculuğun amacına ulaşmış olması birçok açıdan bakıldığında inanılmaz görünüyor.

Birincisi, uydu navigasyon cihazlarının ve bilgisayarların olmadığı bir dönemde, gemiler 60 bin mil (96 bin kilometre) civarında yol yaptı. Bu mesafe aslında dünyanın çevresinin iki katından fazla ancak gemilerin sürekli sağa sola sapmaları sonucu yolculuk da ister istemez uzadı. Macellan seferi sayesinde Avrupalılar uzaklardaki kıtalara ulaşmak için kullanabilecekleri hiç bilmedikleri yollar olduğunu keşfetti.

Üstelik yolculuğun temelinde gemiler daha Cadiz Körfezi’nden çıkmadan her şeyi bitirebilecek bir çatlak bulunuyordu. Şöyle ki bir Portekizli olan Macellan, ülkesinin en yakın komşusu ve en büyük düşmanı olan İspanya adına ve İspanya bayrağı taşıyan gemilerle yola çıkmıştı. Mürettebatının çoğunluğu da İspanyalıydı ve tahmin edebileceğiniz üzere kaptanlarından pek hoşlanmıyorlardı. Bir başka deyişle 1519 yılının yaz günleri sona ermek üzereyken batıya doğru yola çıkan o küçük armadanın yoldaşlarının bırakın Dünya’nın etrafını dönmeyi, Kanarya Adaları’na varması bile mucizeydi.

Macellan’ı temeldeki bu derin çatlağa karşın düşmanlarıyla birlikte yola çıkmaya iten şey ise hırslarıydı. Kristof Kolomb’un Karayipler’e ulaşmasından 22 yıl sonra 1519’da Macellan, Portekiz Kralı 1’inci Manuel’e kendisinin Baharat Adaları’na yapacağı bir yolculuğu finanse etmesi için talepte bulunmaya başlamıştı.

Bugün Endonezya sınırları içinde kalan ve Maluku Adaları olarak bildiğimiz Baharat Adaları, henüz sömürgeciliğin ilk dönemleri olmasına rağmen zengin bir muskat ve karanfil kaynağı olarak öne çıkmıştı. Ancak Kral Manuel o sırada 34 yaşında olan Macellan’ın yalvarmalarından ve denizcilikle ilgili ileri görüşlülüğünden pek etkilenmemiş, kesenin ağzını açmak istememişti. Hal böyle olunca Macellan Şarlken’in kapısını çalmış ve İspanya’da kendi memleketine kıyasla çok daha fazla ilgi görmüştü. Üstelik Şarlken yolculuğun masrafını karşılamayı da kabul etmişti.

Ancak ortada “ufak” bir pürüz vardı. İki devlet arasında 1494’te imzalanan Tordesillas Antlaşması gereği, Yeşil Burun Adaları’nın doğusunda kalan her yer o sırada yeni yeni büyümekte olan Portekiz İmparatorluğu’na, Kolomb’un keşfettiği topraklar da dahil olmak üzere batıdaki her yer ise İspanyollara ait olacaktı. Elbette istisnalar vardı. Örneğin Portekiz Brezilya’yı 1500 yılı civarında keşfetmiş ve burada yayılmasında bir sakınca görülmemişti. Ancak dünyanın “yanlış yarısında” başıboş dolaşmak antlaşmanın ruhuna aykırıydı ve provokasyon olarak değerlendirilebilirdi. Macellan bunun çözümünü Baharat Adaları’na uzun yoldan gitmekte bulmuştu.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Baharat Adaları’nda muskat ticareti

AKDENİZ’DEN ÇIKAR ÇIKMAZ SIKINTI BAŞLADI

20 Eylül 1519 günü beş gemi, 270 kişilik mürettebatıyla Sanlucar de Barrameda’dan yola çıktı. Trinidad’ın kaptanı Macellan vardı. Diğer gemiler ise San Antonio, Concepcion, Santiago ve Victoria’ydı.

Bir hafta içinde sorunlar baş gösterdi. 26 Eylül günü Tenerife’ye varan Macellan’a, Kral Manuel’in çok öfkeli olduğu, Portekiz gemilerinin Atlas Okyanusu açıklarında kendilerini pusuya düşürmek için beklediği bildirildi. Bunun üzerine Macellan rotayı güneye kırdı. Amacı Afrika kıyılarına doğru inip Gine Körfezi yakınlarında bugün Güney Ekvator Akıntısı olarak bildiğimiz akıntıyı yakalamak, ardından da daha öngörülemez bir yoldan batıya doğru ilerlemekti.

Atlas Okyanusu geçişi sırasında Victoria’nın lostromosu Antonio Salamon, miçolardan biriyle yakalandı. Macellan dönemin yasaları gereği Salamon’un boğularak idam edilmesine karar verdi. İnfaz beş gemi de Brezilya’ya vardıktan sonra 20 Aralık’ta gerçekleştirilecekti. Bu tür olaylar böyle uzun yolculuklarda görülmemiş değildi. Ama yine de Macellan seferine hâkim olan ruh halinin belirlenmesinde önemli bir faktör oldu. Hemen kan dökülmedi belki ama sefer boyunca da gemilerden şiddet eksik olmadı.

Sonraki 4 ay nispeten sakin geçti. Gemiler 13 Aralık günü Rio de Janeiro’ya ulaştı. Burası kâğıt üzerinde Portekiz toprağıydı ama şehir ancak 45 yıl sonra kurulacaktı. Denizciler sonraki iki haftayı bölgenin yerel halklarıyla alışveriş yapıp lezzetli yemekler yiyerek geçirdi.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

İSPANYALI KAPTANLARDAN BİRİ AYAKLANMA BAŞLATTI

1520 yılının Ocak ve Şubat aylarında gemiler güneye doğru yol aldı. Güney Amerika’nın doğu kıyısını takip ediyor Macellan’ın varlığından emin olduğu boğazı arıyorlardı. Ama Rio de la Plata halicinin yarattığı kafa karışıklığı nedeniyle aradıklarını bulamadılar. Zaten kısa süre içinde hava da bozmaya başladı. 31 Mart günü Macellan, bugün Arjantin Patagonyası olarak bilinen bölgenin kıyısında buldukları bir koya sığınıp kışı orada geçirme kararı aldı. Bu doğal limana Puerto San Julian adını verdiler.

Asıl büyük felaketler, denizcilerin burada geçirdiği dönemde yaşandı. Mürettebatın isyan etmeyi planladığına ilişkin söylentiler bir süredir ortalıkta dolanıyordu. Salamon’un yargılanmasının ardından San Antonio’nun kaptanı Juan de Cartagena’nın da kışkırtmasıyla gerginlik iyice su yüzüne çıktı. Portekizli kaptandan hoşlanmadığını gizleme çabasına bile girmeyen varlıklı bir İspanyol olan Cartagena, daha Atlas Okyanusu’nun ortalarındayken Macellan’ı az bilinen bir rota seçip yolculuğu riske atmakla suçlamış ve kısa süreli bir ayaklanma çıkarmıştı.

Cartagena emirlere uymayacağını ilan etmiş, en yakın müttefikleri olan Victoria kaptanı Luiz Mendoza ile Concepcion kaptanı Gaspar de Quesada’yı Macellan’ı öldürmeye ikna etmeye çalışmıştı. Mendoza ve Quesada da İspanyalıydı ama Macellan’a silah çekmeyi reddetmişlerdi. Macellan, istese isyan suçu işleyen Cartagena’yı yargılayıp idam ettirebilirdi ama merhamet göstermeyi tercih etmiş, kaptanlık yetkilerini elinden aldığı Cartagena’yı Victoria’nın kamaralarından birinde hapse attırmıştı. Beş ay sonra çok yanlış bir karar verdiğini fark edip çok ama çok pişman olacaktı.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Cartagena’nın cezalandırılması

MACELLAN BU KEZ DERSİNİ ALMIŞTI

Puerto San Julian’da havanın düzelmesini bekledikleri günlerde, Cartagena bir kez daha ayaklanma başlatmayı denedi. 1 Nisan gecesi San Antonio’nun kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu kez Mendoza ve Quesada da isyana katıldı. Bir anda Macellan’ın beş gemisinden üçü isyancıların eline geçmişti.

Ancak Macellan, çevirdiği bir dolapla üstünlüğü geri almayı başardı. Müzakereler için Victoria gemisine bir heyet gönderildi. Güya heyet Macellan tarafından yazılmış çok gizli bir mektup taşıyordu. Gemiye ayak basar basmaz, heyettekilerden biri Mendoza’yı boğazından bıçakladı. Yaşanan arbede ayaklanmanın da sonunu getirdi.

Bu sefer isyancılara merhamet gösterilmeyecekti. Quesada’nın kellesi 7 Nisan günü özbeöz kardeşi tarafından uçuruldu. (Kendi canını kurtarmak için ağabeyini infaz etmeye razı olmuştu.) Quesada ve Mendoza’nın cansız bedenleri parçalanırken Cartagena’yı çok daha ağır bir son bekliyordu. Gemiler Puerto San Julian’dan ayrılmadan 2 hafta önce 11 Ağustos günü, Cartagena açıklardaki ıssız bir adaya götürüldü ve ölüme terk edildi.

Yolculuk yeniden başladığında gemi sayısı beşte dörde inmişti çünkü Nisan ayı sonlarında Macellan, Santiago’yu güneye o bir türlü bulunamayan boğazı aramaya yollamıştı. Santiago bugün Los Glaciares Milli Parkı olarak bildiğimiz Santa Cruz Irmağı’nı buldu ancak 22 Mayıs günü çıkan fırtınada alabora oldu. Mürettebattan 2 kişi 11 gün boyunca yürüyüp Puerto San Julian’a dönerek geri kalanlara kazayı haber verdi. Bu sayede Santiago’nun 37 kişilik mürettebatının tamamının hayatı kurtuldu.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Macellan Boğazı

NİHAYET MACELLAN BOĞAZI “BULUNDU”

Seferin en büyük “keşfinin” yapılmasını sağlayan şey de çok büyük bir fırtına oldu. 21 Ekim gecesi rüzgârlar o kadar sert esti ki gemiler 52 derece güney paraleli civarında bir koya sürüklendi ve hepsi ayrı bir yöne dağıldı. Üç gün sonra fırtına dinip gemiler yeniden toplanınca Concepcion ve San Antonio’daki denizciler derin suların “karanın içine doğru” devam ettiğini diğerlerine de bildirdi.

Bugün “Macellan Boğazı” olarak bildiğimiz yer işte böyle bulundu. Güney Amerika’nın en güney ucuna yakın bir noktada bulunan 563 kilometre uzunluğundaki bu boğaz, sonraki dört asır boyunca okyanus yolculuklarının en önemli koridorlarından biri haline geldi. Atlaslar yeniden çizildi.

Bu zafer anında bile ekibin içindeki uyumsuzluk etkisini gösteriyordu. Boğaz geçişi esnasında San Antonio filonun geri kalanından ayrıldı. Geminin mürettebatı günlerce diğer gemileri aradıklarını söylüyordu. Ama daha olası olan Macellan’dan hoşlanmadığını açık açık ifade eden gemi kaptanı Estevao Gomes’in eve dönme kararı almış olmasıydı. San Antonio, 8 Mayıs 1521’de Sevilla’ya ulaştı. Tayfadan hayatta kalan 55 kişinin anlattığı işkence ve şiddet hikayeleri, Macellan’ın itibarını ölümünden çok sonra bile karalamaya devam edecekti.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

DÖRT GÜN DENEN OKYANUS YOLCULUĞU DÖRT AY SÜRDÜ

Ancak bu noktada Macellan’ın pek umursayacak hali de yoktu zaten. Zira 28 Kasım itibarıyla ufukta Büyük Okyanus görünmüştü. Ama Macellan gördüğü şeyin ne olduğunun farkında değildi. O yıllarda denizciler Uzak Doğu ile Amerika kıtaları arasındaki mesafenin çok kısa olduğunu, okyanusun üç-dört günlük bir yolculukla geçilebileceğini zannediyordu. Macellan’ın gemilerindeki kumanyalar da bu hesapla hazırlanmıştı. Halbuki kalan üç geminin okyanus geçişini tamamlaması neredeyse dört ay sürdü.

Macellan’ın bir diğer şanssızlığı da seçtiği rotaydı. Kimsenin yaşamadığı Paskalya Adası, Marshall Adaları ve bugün Fransız Polinezyası olarak bilinen toprakların aralarından dolanıyordu. O yüzden yoldan yiyecek ve su alma şansları da yoktu.

Denizciler bu durumdan çok kötü etkilendi. Sefer boyunca yaşadıklarının kaydını tutan Venedikli entelektüel Antonio Pigafetta’nın satırları, okyanus geçişi sırasında yaşanan dehşeti tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu:

“Sadece bayat peksimet yiyebildik. Un gibi ufalanmış ve kurtlanmışlardı. İyi peksimetleri yiyen sıçanların bıraktığı pislikler nedeniyle leş gibi kokuyorlardı. İçtiğimiz sular sapsarıydı ve pis pis kokuyordu. Bir de yanımızdaki öküz postlarını yedik.”

Gemicilerin yedikleri bir diğer şey de sıçanlardı. İskorbüt hastalığı çok yaygındı; denizcilerden 19’u bu sırada can verdi.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Antonio Pigafetta’nın yolculuk sırasında çizdiği haritalar

GUAM VE FİLİPİNLER’DE ÇOK KAN DÖKÜLDÜ

Gemiler okyanus geçişi boyunca karalara neredeyse hiç yaklaşmadı. 7 Mart 1521 günü Guam’a varana kadar birbirlerinden başka insan yüzü de görmemişlerdi. Ancak Guam’da bir başka felaket onları bekliyordu. Chamorro kabilesinin üyeleri kanolarla yaklaştıkları gemilerden metal parçaları, bıçakları ve armaları çalmaya başladı. Macellan ve adamlarının buna verdiği yanıt oldukça sert oldu. Macellan kıyıya bir baskın timi gönderip köyü yaktırdı ve yedi kişiyi öldürttü. Seferin üzerinde dolanan bulutlar gittikçe kararıyordu.

O bulutlar Macellan’ın kendisinin de sonunu getirdi. 16 Mart günü Filipinler’e ulaştıklarında başta memnuniyetle karşılanmışlardı. Dostane sohbetler ve alışverişler, Limasawa ve Cebu adalarında yaşayanların Hristiyanlık’ı kabul etmesiyle sonuçlandı. Hatta Macellan bu adaları İspanya topraklarına kattığını ilan etti.

Ancak Mactan adasında dirençle karşılaştı. Adanın şefi Lapu-Lapu bu yabancılara da yanlarında getirdikleri dinlerine de ilgi göstermiyordu. Bu durum Macellan’ı öfkelendirdi. 27 Nisan günü 60 adamını adaya baskına gönderen Macellan’ı çok büyük bir sürpriz bekliyordu: Lapu-Lapu ve 1500 kişilik savunma gücü. Yaşanan çatışmada hem Macellan hem de oğlu Cristovao Rebelo adanın sığ sularında can verdi.

Hayatta kalan gemiciler, şok içindeyken 1 Mayıs günü Cebu’nun şefi Rajah Humabon’dan bir ziyafet daveti geldi. Şef Rajah ile daha önce kurdukları dostane ilişkilere güvenen askerler ziyafette karınlarını bir güzel doyurduktan sonra yemeğin yendiği salona bir grup silahlı adam girdi ve Avrupalıların 27’sini öldürdü. Hayatta kalanlar sahile kaçmayı başardı ama gemilerdeki denizciler panik içinde demir alıp hızla adadan ayrılınca kurtulma şansları sıfırlandı.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Macellan Mactan Savaşı’nda

İSYANCI ELCANO KENDİNİ KAPTANLIKTA BULDU

Filo yoluna devam ediyordu. 270 denizciden geriye 115 kişi kalmıştı. Bu sayı, üç gemiyi birden idare etmek için yeterli değildi. Cebu’daki katliamdan sonra Concepcion’un lomboz kapakları açıldı. Ateşe verilen gemi Filipinler açıklarında batırıldı. Geri kalan iki gemi altı ay boyunca okyanusta dolanıp Baharat Adaları’nı aradı. Ancak seferin neredeyse tüm yetkililerinin ölmüş olması işleri çok zorlaştırıyordu.

21 Eylül günü, Elcano, Victoria’nın komutasını üstlendi. Aslında Elcano, Puerto San Julian’daki ayaklanmaya katılanlardan biriydi. Ama o dönemde rütbesi çok düşük olduğundan cezalandırılmaktan kurtulmuştu.

Yıl sonu itibarıyla tek lider o kalmıştı. 8 Kasım günü gemiler, mürettebatın önceden bildiği bir kara parçası olan, Tidore Baharat Adası’na ulaştı. Artık eve dönüş hazırlıkları yapılıyordu. Ama 15 Aralık günü Macellan’ın kendi gemisi Trinidad’ın denize açılacak durumda olmadığının anlaşılmasıyla planlar bir kez daha suya düştü. Geminin limanda kalarak tamir edilmesinin ardından da 6 Nisan günü Büyük Okyanus yoluyla İspanya’ya dönmesine karar verildi. Biraz fazla iddialı bir plandı bu.

Trinidad’ın kaptan köşkünde artık Macellan’ın sefine emiri olan deneyimsiz denizci Gonzalo de Espinosa oturuyordu. Beş ay boyunca okyanusta dolanan Espinosa nihayetinde Baharat Adaları’na döndü. Burada kendisini Macellan’ı tutuklamak isteyen Portekiz filosu bekliyordu. Öldürücü darbeyi Ternate açıklarında çıkan bir fırtına vurdu. Geminin mürettabatının çoğu zaten iskorbüt yüzünden çoktan ölmüştü. Avrupa’ya sadece aralarında Espinosa’nın da olduğu beş kişi dönebildi.

Victoria, 1522 yılına Hint Okyanusu’nda girdi. 6 Mayıs günü Ümit Burnu’nu dönen gemide pirinç dışında yiyecek bir şey kalmamıştı.

Bundan tam 500 yıl önce tarih yazıldı ama... Macellanın seferinin hiç bilinmeyen karanlık yüzü...

Elcano’nun hatıra pulu

“HIDALGO” OLMAMASI DEZAVANTAJI OLDU

Bugün 40 denizci dünya turunu tamamlamış kabul ediliyor. Bu denizcilerden beşi Afrika’nın batı kıyılarında öldü. Çaresizlikten ne yapacağını şaşıran Elcano, 9 Temmuz günü Macellan’ın üç yıl kadar önce dümeni batıya, Atlas Okyanusu’na kırdığı noktanın ilerisinde, Portekiz kontrolünde olan Yeşil Burun Adaları’ndan yardım istedi. Gemi, Yeşil Burun’a varır varmaz, Portekizliler 12 denizciyi gözaltına aldı. Onların İspanya’yı görebilmesi için bir yıl daha geçmesi gerekecekti.

Elcano, üstü başı dökülür vaziyette Şarlken’in karşısına çıkıp yaşadıkları şeyleri Kral’a rapor etti. Kral kendisine üzerinde Latince “primus circumdedisti me” yani “Dünya’nın etrafını ilk dönen” yazılı bir hanedan arması verip gelecekteki bir seferin liderliğini yapmasına izin verse de Elcano bir “hidalgo” (soylu) olmadığından pek sıcak karşılandığı söylenemezdi. Nitekim bugün dahi Elcano’nun hayatına dair bilinenler sınırlı, bu da bu denizcinin toplumun üst kademelerine mensup bir aileden gelmediği gerçeğinin altını çiziyor. Bilinen az sayıdaki şeyden biri ise bir sonraki sefer esnasında 4 Ağustos 1526’da öldüğü ve beş yıl önce Büyük Okyanus’un derinlerini boylayan denizcilerle aynı kaderi paylaştığı.

Ancak bazı açılardan bakıldığında Elcano’nun bıraktığı iz Macellan’ınkinden daha derin oldu. Örneğin Trinidad gemisinin hayatta kalan beş mürettebatından biri olan Gines de Mafra, Macellan’ın ölümünü “sırra kadem basma” olarak nitelendirdi.

Mafra hatıralarında şu ifadeleri kullandı: “Macellan’ın cansız bedeninden geriye hiçbir şey kalmadı. Lapu-Lapu buna karşı çıkmıştı. Cesedi bir savaş ganimeti olarak saklamak istiyordu. Macellan’ın eşi ve oğlu da seferin herhangi bir üyesi İspanya’ya ayak basmadan çok önce Sevilla’da ölmüş olduğundan Ferdinand Macellan’ın varlığına ilişkin tüm kanıtlar dünya üzerinden silinmiş gibiydi.”

The Telegraph’ın “The gruesome true story behind the first circumnavigation of the globe” başlıklı haberinden derlenmiştir.

Tərcümə“24 SAAT”

Back to top button